Erzurum'da Ceza Davası Süreci: Soruşturmadan Karara Rehber (2026)
Ceza yargılamasının soruşturma ve kovuşturma evreleri, şüpheli ve sanık hakları, koruma tedbirleri, hüküm türleri ile istinaf ve temyiz kanun yolları hakkında bilgilendirici bir rehber.
Ceza yargılaması, bir suç şüphesinin ortaya çıkmasından kesin hükme kadar uzanan, sıkı usul kurallarına bağlı bir süreçtir. Türk hukukunda bu sürecin nasıl yürütüleceği 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ile düzenlenmiştir; hangi fiillerin suç oluşturduğu ve karşılığında öngörülen yaptırımlar ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında yer alır. Bu rehber, bir ceza davasının hangi aşamalardan geçtiğini, tarafların temel haklarını ve sürecin işleyişini bilgilendirici bir çerçevede açıklamayı amaçlamaktadır. Erzurum özelindeki kurumsal bilgiler ise süreci somutlaştırmak için yer yer örnek olarak verilmiştir.
Ceza muhakemesinin merkezinde, çoğu zaman birbiriyle karıştırılan iki ayrı evre bulunur: soruşturma ve kovuşturma. Sürece taraf olan kişinin sıfatı da bu evrelere göre değişir; soruşturma aşamasında şüpheli olarak anılan kişi, kamu davası açıldıktan sonra sanık sıfatını alır. Aşağıdaki başlıklar ceza yargılamasının ana hatlarını özetlemekte olup, her biri başlı başına geniş olan soruşturma, koruma tedbirleri, uzlaşma ve kanun yolları gibi konuların ayrıntıları için ilgili bölümlerden konuya özel yazılara bağlantı verilmiştir.
Ceza Yargılamasının İki Evresi: Soruşturma ve Kovuşturma
Ceza muhakemesi, kanunun açıkça ayırdığı iki temel evreden oluşur. Bu ayrım, sürecin kimin tarafından ve hangi makam önünde yürütüleceğini belirlediği için son derece önemlidir.
Soruşturma evresi, bir suç işlendiği izlenimini veren bir durumun yetkili mercilerce öğrenilmesiyle başlar; bu evre, iddianamenin kabulüne ya da kovuşturmaya yer olmadığı kararına (KYOK) kadar devam eder (CMK m. 2). Bu evrede yargılamayı yürüten makam mahkeme değil, Cumhuriyet savcısıdır. Cumhuriyet savcısı, bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davası açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere işin gerçeğini araştırır (CMK m. 160). Savcı bunu yaparken adli kolluk görevlilerinden yararlanır; ayrıca şüphenin lehine ve aleyhine olan delilleri birlikte toplamak ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.
Kovuşturma evresi ise iddianamenin mahkemece kabulüyle başlar ve hükmün kesinleşmesine kadar sürer. Bu evrede artık yargılamanın öznesi mahkemedir; iddia, savunma ve yargılama makamları arasındaki diyalektik bir süreçte deliller tartışılır ve bir hükme varılır. İki evre arasındaki temel farklar şöyle özetlenebilir:
- Yürüten makam: Soruşturmayı Cumhuriyet savcısı yürütür; kovuşturma mahkeme önünde geçer.
- Kişinin sıfatı: Soruşturmada kişi şüpheli, kovuşturmada sanık olarak anılır.
- Aleniyet: Soruşturma kural olarak gizlidir; kovuşturmada duruşmalar kural olarak açıktır.
- Sonuç: Soruşturma iddianame veya kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla; kovuşturma ise mahkemenin hükmüyle sonuçlanır.
Soruşturma Aşaması (Özet)
Soruşturma, ceza yargılamasının ilk ve hazırlık niteliğindeki evresidir. Bir suç ihbarı, şikâyet veya suçun başka bir yolla öğrenilmesi üzerine Cumhuriyet savcısı tarafından başlatılır. Bu aşamada amaç, kamu davası açmaya yetecek düzeyde şüphenin bulunup bulunmadığını ortaya koymaktır. Savcı, maddi gerçeğin araştırılması kapsamında ifade alır, delil toplar ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırır.
Soruşturma çeşitli yollarla harekete geçebilir. Bunların başında şikâyet ve ihbar gelir; bazı suçlar bakımından soruşturma yetkili makamların suçu doğrudan öğrenmesiyle de başlayabilir. Soruşturmanın temel bir özelliği, kural olarak gizli yürütülmesidir. Bu gizlilik, hem masumiyet karinesinin korunmasına hem de delillerin sağlıklı biçimde toplanmasına hizmet eder. Cumhuriyet savcısı bu evrede yalnızca şüpheli aleyhine olan delilleri değil, lehine olan delilleri de toplamakla yükümlüdür; bu yönüyle savcılık makamı taraf tutan değil, maddi gerçeği araştıran bir konumdadır.
Bu aşamada, soruşturmanın selameti için kanunda öngörülen çeşitli koruma tedbirlerine de başvurulabilir. Arama, elkoyma, gözaltı, yakalama gibi tedbirler ile gerektiğinde tutuklama veya adli kontrol talepleri bu evrede gündeme gelir. Bu tedbirlerin hâkim kararı gerektiren hâlleri ile gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda farklı mercilerce verilebilen kararları, kanunda ayrı ayrı düzenlenmiştir. İfade alma ile sorgu kavramlarının da birbirinden ayrıldığını belirtmek gerekir: ifade alma şüphelinin kolluk veya Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmesini, sorgu ise kişinin hâkim veya mahkeme tarafından dinlenmesini ifade eder. Her iki hâlde de kişiye susma hakkı ve müdafi yardımından yararlanma hakkı hatırlatılır.
Soruşturmanın sonunda Cumhuriyet savcısı iki temel karardan birini verir:
- İddianame (CMK m. 170): Soruşturma sonucunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenler. İddianamede yüklenen suç, uygulanması gereken kanun maddeleri, deliller ve şüphelinin kimliği gibi unsurların gösterilmesi gerekir. İddianame, görevli ve yetkili mahkemeye sunulur.
- Kovuşturmaya yer olmadığı kararı / KYOK (CMK m. 172): Soruşturma evresi sonunda kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karara karşı, kanunda öngörülen süre ve usulle itiraz yoluna başvurulması mümkündür.
Soruşturmanın nasıl yürüdüğü, iddianamenin hangi unsurları taşıması gerektiği ve KYOK kararına itiraz usulü gibi konuların ayrıntıları için soruşturma ve iddianame süreci başlıklı yazı incelenebilir.
Şüpheli ve Sanık Hakları (Özet)
Ceza muhakemesi, kişi hak ve özgürlüklerine en çok dokunan alanlardan biri olduğundan, şüpheli ve sanığa tanınan haklar sürecin en temel güvenceleridir. Bu hakların başında, herkesin suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar suçsuz sayılmasını ifade eden masumiyet (suçsuzluk) karinesi gelir. Bu ilkenin doğal bir sonucu olarak, suçun ispatı iddia makamına aittir; şüpheli veya sanık masumiyetini ispatla yükümlü değildir.
Kanunun tanıdığı başlıca güvenceler genel olarak şunlardır:
- Susma hakkı: Şüpheli veya sanık, yüklenen suçla ilgili açıklamada bulunmama, yani susma hakkına sahiptir. İfade ve sorgu sırasında kişiye bu hakkı hatırlatılır (CMK m. 147).
- Müdafiden yararlanma hakkı: Kişi, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin (avukatın) yardımından yararlanabilir; müdafii yoksa baro tarafından bir müdafi görevlendirilmesini isteyebilir (CMK m. 149-150).
- İsnadı öğrenme hakkı: Kişiye, hakkındaki iddianın ve yüklenen suçun ne olduğu bildirilir.
- Lehe delillerin toplanmasını isteme: Şüpheli veya sanık, lehine olan hususların araştırılmasını ve delillerin toplanmasını talep edebilir.
- Yakınlarına haber verilmesi: Yakalanan veya gözaltına alınan kişinin durumunun bir yakınına bildirilmesi güvence altına alınmıştır.
Bu hakların yalnızca kâğıt üzerinde tanınması yeterli değildir; uygulamada da güvence altına alınması gerekir. Bunun en somut yansımalarından biri, ifade ve sorgunun belirli usul kurallarına bağlanmış olmasıdır. Örneğin yasak usullerle (baskı, yorma, aldatma, bedensel veya ruhsal müdahale gibi yöntemlerle) elde edilen beyanlar, kişi rıza gösterse dahi delil olarak kullanılamaz. Aynı şekilde, müdafi yardımından yararlanma hakkı hatırlatılmadan veya kişinin bu yöndeki talebine rağmen müdafi olmaksızın alınan ifadeler bakımından da kanun koruyucu kurallar öngörmüştür. Bu güvenceler, masumiyet karinesi ile birlikte ceza muhakemesinin adil yargılanma ilkesine dayandığını gösterir.
Bu hakların gözaltı sürecinde nasıl uygulandığı, ifade alma usulü ve müdafi yardımının kapsamı hakkında ayrıntılı bilgi için şüpheli ve sanık hakları başlıklı yazıya bakılabilir.
Tutuklama ve Adli Kontrol (Özet)
Ceza muhakemesinde, yargılamanın sağlıklı yürütülmesini ve kararın uygulanabilmesini güvence altına almak amacıyla bazı koruma tedbirlerine başvurulabilir. Bu tedbirler kişi hak ve özgürlüklerini doğrudan etkilediğinden, kanunda sıkı koşullara bağlanmıştır ve geçici niteliktedir.
Bu tedbirlerin en ağırı tutuklamadır. Tutuklama, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin (örneğin kaçma şüphesi ya da delillerin karartılması tehlikesi) bulunması hâlinde gündeme gelebilir. Tutuklama bir cezalandırma değil, geçici bir koruma tedbiridir ve ölçülülük ilkesine tabidir; işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiriyle ölçülü olmadığında tutuklamaya karar verilemez.
Tutuklamanın bir alternatifi olarak öngörülen adli kontrol ise, kişiyi özgürlüğünden tamamen yoksun bırakmadan birtakım yükümlülükler altına sokan daha hafif bir tedbirdir. Yurt dışına çıkamamak, belirli aralıklarla bir merciye başvurmak, konutunu terk etmemek ya da belirli bir güvence parası yatırmak gibi yükümlülükler bu kapsamda değerlendirilebilir. Tutuklama ve adli kontrol kararlarına karşı kanunda öngörülen itiraz yolu açıktır. Bu tedbirlerin koşulları, süreleri ve itiraz usulü hakkında ayrıntılı bilgi için tutuklama ve adli kontrol başlıklı yazı incelenebilir.
Kovuşturma (Yargılama) Aşaması
Kovuşturma, ceza yargılamasının mahkeme önünde geçen ve hükümle sonuçlanan asıl evresidir. Bu evrenin başlaması, iddianamenin mahkemeye sunulmasına değil, mahkeme tarafından kabul edilmesine bağlıdır. Mahkeme, iddianameyi kabul ettiğinde kovuşturma evresi başlar ve dava açılmış olur (CMK m. 175). İddianamenin kabulüyle birlikte şüpheli artık sanık sıfatını taşır.
Kovuşturma evresi genel olarak şu adımlardan oluşur:
- Duruşma hazırlığı ve duruşma: Mahkeme, duruşma gününü belirler ve tarafları çağırır. Duruşmalar kural olarak alenidir; yani halka açıktır. Sanığın duruşmada hazır bulunması ve savunmasını yapması esastır.
- Sanığın sorgusu ve savunması: Sanığın yüklenen suça ilişkin açıklamaları alınır. Sanık susma hakkını kullanabilir ve her aşamada müdafiinin hukuki yardımından yararlanabilir.
- Delillerin ortaya konulması ve tartışılması: Tanıklar dinlenir, belgeler okunur, gerektiğinde bilirkişi raporları değerlendirilir ve deliller taraflarca tartışılır.
- Esas hakkında mütalaa ve son savunma: Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki görüşünü (mütalaasını) bildirir; ardından sanık ve müdafiine son savunmalarını yapma imkânı tanınır. Son söz her zaman sanığa aittir.
- Hüküm: Yargılamanın sonunda mahkeme, vicdani kanaatine göre kararını verir.
Mahkemenin verebileceği hüküm türleri CMK m. 223 ile sayılmıştır. Bu hükümler genel olarak şunlardır:
- Beraat: Yüklenen fiilin sabit olmaması, suç oluşturmaması veya sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması gibi hâllerde verilir.
- Mahkûmiyet: Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olması hâlinde verilir.
- Ceza verilmesine yer olmadığı kararı: Kusuru kaldıran veya cezalandırmaya engel olan belirli hâllerin bulunması durumunda gündeme gelir.
- Düşme: Örneğin sanığın ölümü, genel af ya da soruşturulması veya kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarda şikâyetten vazgeçilmesi gibi hâllerde verilir.
- Davanın reddi: Aynı fiil nedeniyle daha önce verilmiş bir hükmün bulunması gibi hâllerde söz konusu olur.
Mahkemenin delilleri değerlendirmesinde bazı temel ilkeler belirleyicidir. Bunlardan biri vicdani delil sistemidir; hâkim, hukuka uygun yollarla elde edilen delilleri serbestçe takdir ederek vicdani kanaate ulaşır. Ancak bu serbestlik sınırsız değildir: hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller hükme esas alınamaz. Bir diğer ilke, şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro reo) kuralıdır; yargılama sonunda suçun sanık tarafından işlendiği konusunda giderilemeyen bir şüphe kalıyorsa, bu şüphe sanık lehine yorumlanır. Bu ilkeler, masumiyet karinesinin yargılama aşamasındaki doğal uzantılarıdır.
Hangi hükmün verileceği, toplanan delillerin ve somut olayın koşullarının bütüncül değerlendirilmesine bağlıdır. Mahkemenin kararı, kanun yolu süreleri geçtikten ya da kanun yoluna başvurulup karar kesinleştikten sonra hukuki sonuç doğurur. Hükümle birlikte, gerektiğinde yargılama giderleri ve varsa el konulan eşyanın akıbeti gibi hususlar da karara bağlanır.
Uzlaşma ve HAGB gibi Kurumlar (Özet)
Ceza muhakemesinde her dosya mutlaka bir mahkûmiyet veya beraat hükmüyle sonuçlanmaz. Kanun, belirli koşullarda devreye giren ve sürecin seyrini değiştirebilen bazı özel kurumlar öngörmüştür. Bunların başında uzlaştırma ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) gelir.
Uzlaştırma, kanunda sayılan ve kapsamına giren belirli suçlarda, şüpheli/sanık ile mağdur veya suçtan zarar görenin bir uzlaştırmacı aracılığıyla anlaşmasını sağlamaya yönelik bir kurumdur. Uzlaşma sağlandığında, suça ve sürecin geldiği aşamaya göre soruşturma veya kovuşturma sona erebilir. Uzlaştırma kapsamına hangi suçların girdiği ve sürecin nasıl işlediği teknik bir konudur. Benzer biçimde, Türk Ceza Kanunu'nda (TCK m. 75) düzenlenen ön ödeme kurumu da, kanunda belirtilen belirli suçlar bakımından, öngörülen miktarın ödenmesi hâlinde kamu davasının açılmaması ya da düşmesi sonucunu doğurabilir.
HAGB ise, kanunda öngörülen koşulların bir arada bulunması hâlinde, sanık hakkında kurulan hükmün belirli bir denetim süresi boyunca hukuki sonuç doğurmamasını ifade eden bir kurumdur. Bu kurumların ayrıntıları için uzlaşma ve ön ödeme ve HAGB başlıklı yazılara bakılabilir.
Olağan Kanun Yolları: İstinaf ve Temyiz (Özet)
İlk derece mahkemesinin verdiği hüküm her zaman kesin değildir. Tarafların, kararı hatalı buldukları hâllerde üst yargı mercilerine başvurabilmeleri için kanun yolları öngörülmüştür. Bu sistem, hatalı kararların düzeltilmesine ve yargılamanın denetlenmesine hizmet eder. İstinaf ve temyiz, henüz kesinleşmemiş kararlara karşı başvurulan olağan kanun yollarıdır; buna karşılık yargılamanın yenilenmesi ve kanun yararına bozma gibi olağanüstü kanun yolları, kural olarak kesinleşmiş kararlar bakımından gündeme gelen ve ayrı koşullara tabi olan farklı kurumlardır.
Olağan kanun yolları temelde iki aşamalıdır:
- İstinaf (CMK m. 272 ve devamı): İlk derece mahkemesi kararlarına karşı başvurulan ilk kanun yoludur. İstinaf incelemesini Bölge Adliye Mahkemeleri yapar. İstinaf mercii, kararı hem hukuki hem de maddi yönden inceleyebilir; gerektiğinde duruşma açarak yeniden değerlendirme yapabilir. Belirli sınırların altında kalan bazı kararlar bakımından istinaf yolu kapalı olabilir.
- Temyiz (CMK m. 286 ve devamı): Bölge adliye mahkemesinin belirli kararlarına karşı başvurulan ve incelemesi Yargıtay tarafından yapılan kanun yoludur. Temyiz incelemesi kural olarak hukuka uygunluk denetimiyle sınırlıdır; yani işin esasının yeniden değerlendirilmesinden çok, kararın hukuka uygun olup olmadığı denetlenir. Kanunda, miktar ve nitelik bakımından temyiz edilemeyecek kararlar ayrıca düzenlenmiştir.
İstinaf ve temyiz başvurularının süreleri, kapsamı ve hangi kararlara karşı hangi yola başvurulabileceği konusundaki ayrıntılar için istinaf ve temyiz başlıklı yazı incelenebilir.
Erzurum'da Ceza Mahkemeleri
Bir ceza davasının hangi mahkemede görüleceği, görev kurallarıyla belirlenir. Ceza mahkemelerinin kuruluşu ve görevleri 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir. Hangi mahkemenin görevli olduğu, kural olarak yüklenen suç ve bu suç için kanunda öngörülen cezanın üst sınırına göre belirlenir. Erzurum'da bu mahkemeler Erzurum Adliyesi bünyesinde (Yakutiye) görev yapar. Başlıca ceza mahkemeleri ve görev alanları genel olarak şöyledir:
- Sulh Ceza Hâkimliği: Esas olarak soruşturma evresinde gündeme gelen işlerle ilgilenir. Kanunda öngörülen koruma tedbirlerine (örneğin tutuklama, adli kontrol, arama, elkoyma) ve bunlara yapılan itirazlara ilişkin kararları vermekle görevlidir (5235 sayılı Kanun m. 10).
- Asliye Ceza Mahkemesi: Kanunun ayrıca görevli kıldığı hâller dışında, ceza davalarına bakmakla görevli genel mahkemedir. Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen suçlara ilişkin yargılamalar kural olarak asliye ceza mahkemesinde görülür.
- Ağır Ceza Mahkemesi: Kanunda ayrıca sayılan ağır suçlar ile üst sınırı on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin davalara bakmakla görevlidir (5235 sayılı Kanun m. 12). Görevli olduğu suçlar nedeniyle, yargılama heyetinin bir başkan ve iki üyeden oluşması gibi farklı usul özellikleri taşır.
Görevin yanı sıra bir de yer yönünden yetki söz konusudur; yani davaya hangi yerdeki mahkemenin bakacağı belirlenir. Ceza muhakemesinde yetkili mahkeme, kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir. Buna göre, suçun Erzurum sınırları içinde işlendiği hâllerde yargılama kural olarak Erzurum'daki görevli ceza mahkemesinde yürütülür. Kanun, suçun işlendiği yerin belirlenemediği veya suçun birden çok yerle bağlantılı olduğu durumlar için ayrıca tamamlayıcı yetki kuralları öngörmüştür.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan yargılamanın her aşamasında mahkemece resen (kendiliğinden) dikkate alınır. Bir davanın görevsiz mahkemede açılması hâlinde görevsizlik kararı verilerek dosya görevli mahkemeye gönderilir. Bu nedenle yüklenen suçun ve olası cezasının baştan doğru değerlendirilmesi, sürecin gereksiz yere uzamasını önler.
Sıkça Sorulan Sorular
Ceza davası ne kadar sürer?
Sürenin tek bir cevabı yoktur; her dosya kendi koşullarına göre değişkenlik gösterir. Yüklenen suçun niteliği, toplanması gereken delillerin kapsamı, dinlenecek tanık sayısı, bilirkişi incelemesine ihtiyaç duyulup duyulmaması ve mahkemenin iş yükü süreyi doğrudan etkiler. Ayrıca hükmün kesinleşmesi için istinaf ve temyiz gibi kanun yollarının da tamamlanması gerekebileceğinden, süreç ilk derece yargılamasıyla sınırlı kalmayabilir.
Gözaltında avukat bulundurmak zorunlu mu?
Müdafi yardımından yararlanmak şüpheli ve sanığın bir hakkıdır; kişi bu haktan yararlanıp yararlanmamakta kural olarak serbesttir ve müdafii yoksa kendisi de savunma yapabilir. Bununla birlikte kanun, bazı hâllerde müdafi görevlendirilmesini zorunlu tutar; örneğin şüpheli veya sanık çocuksa, kendisini savunamayacak durumda ise ya da alt sınırı belirli bir süreyi aşan hapis cezasını gerektiren suçlardan yargılanıyorsa, müdafii yoksa baro tarafından bir müdafi görevlendirilir (CMK m. 150). Ayrıca kişi, müdafi tutacak durumda olmadığını belirtirse istemi hâlinde kendisine baro tarafından müdafi atanır.
Şikâyetten vazgeçmek davayı sona erdirir mi?
Bu, suçun şikâyete bağlı olup olmamasına göre değişir. Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarda, şikâyetten vazgeçilmesi (geçerli koşullarda) soruşturmanın veya davanın düşmesi sonucunu doğurabilir. Buna karşılık suç şikâyete bağlı değilse, mağdurun şikâyetten vazgeçmesi tek başına yargılamayı sona erdirmez; çünkü bu suçlarda kamu davası, mağdurun iradesinden bağımsız olarak yürütülür. Hangi suçların şikâyete bağlı olduğu kanunda ayrıca belirtilir.
Ceza davasında müdafi (avukat) zorunlu mudur?
Kural olarak sanık kendisini bizzat savunabilir; müdafi bulundurmak çoğu davada bir zorunluluk değil, bir haktır. Ancak kanun, yukarıda da belirtildiği gibi belirli hâllerde (örneğin sanığın çocuk olması veya yargılanan suçun ağırlığı gibi durumlarda) zorunlu müdafiliği öngörmüştür. Bu hâllerde sanığın müdafii yoksa kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir (CMK m. 150).
Ceza yargılaması; soruşturmadan kanun yollarına kadar birbiriyle bağlantılı, teknik usul kurallarına dayanan ve kişi hak ve özgürlüklerini yakından ilgilendiren geniş bir alandır. Bu rehber genel bir bilgilendirme sunmakta olup, somut durumlara ilişkin değerlendirmeler her olayın kendine özgü koşullarına ve güncel mevzuata göre farklılık gösterir.
